Blogger Eklentileri

Pages

26 Mart 2011 Cumartesi

IKEA Örgütlenmesinde Son Gelişmeler


IKEA Örgütlenmemiz Uluslararası Gündemde!
Sendikamız IKEA Türkiye Mağazalarında uzun zamandır sendikalaşma faaliyeti yürütmektedir. IKEA isveç şirketi olduğu için ve IKEA çalışanları İsveç başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde sendikalı oldukları için Türkiye'deki sendikal çalışmamız uluslararası sendikaların dikkatini çekmektedir. Bununla ilgili olarak İsveç IKEA Mağazalarında örgütlü olan ve toplu iş sözleşmesi bulunan HANDELS Sendikasının gazetesi muhabiri ülkemize geldi ve IKEA Çalışmalarımız hakkında röportaj yaptı.

İstanbul Şube Yöneticileri ve Uzmanları ile görüşmeler yapan Janna Ayres, Türkiye'deki IKEA Mağazalarında yürütmekte olduğumuz sendikal örgütlenme çalışmalarımız hakkında bilgi aldı.

Bu röportaj, Handels Sendikasının bağımsız bir dergisi olan HANDELSNYTT Gazetesinin Mart sayısında Manşet oldu. Aylık yaklaşık 200.000 adet basılan ve sendika haberlerinden ziyade diğer güncel haberleri de konu alan gazete İsveç'in bütün şehirlerinde 100'den fazla satış noktasında İsveç'lilere dağıtılmaktadır.

Bu güzel gelişmenin ardından IKEA Örgütlenme Projesi Çalışma Grubu toplantısı İsveç'in Başkenti Stockholm'da 7-10 Mart tarihlerinde gerçekleşti.

Sendikamız adına Genel Mali Sekreter Mehmet Karaarslanoğlu ve Genel Başkan Danışmanı Deniz AKDOĞAN'ın katıldığı toplantıda, IKEA İsveç Yönetimi ile UNI Küresel Sendikası'nın (UNIGLOBALUNION) öncülüğünde IKEA'da örgütlenen sendikalar arasında Ekim 2011 tarihinde imzalanması beklenen Küresel Sendikal Sözleşme ile ilgili konular görüşüldü.

Belçika, Avusturya, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, İrlanda, İsveç ve Türkiye adına Koop-İş Sendikası'nın katıldığı toplantıda Türkiye'deki IKEA Çalışanlarının en kısa sürede sendikalaşması için tüm sendikaların ve üst örgütümüz olan UNI Küresel Sendikası'nın (UNIGLOBALUNION) her konuda destek sağlayacakları belirtildi.

UNI Küresel Sendikası'nın Ticaret Departman Başkanı Alke Boessiger: tüm dünya genelinde 20 Milyon'dan fazla üyesi bulunan ve 900 bağlı sendikası olan Küresel bir üst örgüt olduklarını, IKEA Türkiye Mağalarında sendikalaşma faaliyeti içerisinde olan Sendikamız Koop-İş'in yanında olduklarını ve Türkiye'de olduğu gibi diğer ülkelerde de IKEA çalışanlarının en temel hakları olan sendikalaşma hakkına kavuşmaları gerektiğini belirtti. Bunun için Ekim Ayında imzalanması planlanan küresel sözleşme'nin (global agreement) tüm dünyadaki IKEA çalışanları için en temel haklarını güvence altına alması konusunda çok önem taşıdığını ve bu nedenle İsveçte bu toplantıyı organize ettiklerini belirtti.

Ülke ülke IKEA örgütlenmesi ile ilgili yaşanan sorunların görüşüldüğü toplantı İsveç basınının yoğun ilgisini çekti. Toplantı sonrası İsveç'in en büyük gazetesi OM DAGENS NYHETER’de yer aldı. Yaklaşık günde 1 milyon adet satışı olan gazetede IKEA Küresel Örgütlenme toplantısının haberinin yayınlanması ilgili ülkelerdeki sendikalaşma çalışmalarını olumlu etkileyecektir. koopis.org.tr

14 Mart 2011 Pazartesi

Torba Yasanın İşçilere Sürgün Yasası Seçim Sonrasına Erteleniyor


Torba Yasanın 166. Maddesi Erteleniyor 

İl özel idareleri ve belediyelerdeki işçilerin kamu kurumlarına naklini düzenleyen Torba Yasanın 166. maddesinin uygulanmasını 1 Ağustos 2011’e erteleyen Yeni Torba yasa  15 Mart Salı günü TBMM Genel Kurul'unda görüşülecek.

Kaynak: belediyeis.org.tr

10 Mart 2011 Perşembe

DİSK Başkanı Süleyman Çelebi CHP'den Milletvekili Adayı Olmak İçin İstifa Etti


DİSK Genel Başkanlığı'ndan ayrılan Çelebi: "EMEĞİN HAKLARI VE ÖZGÜRLÜKLER İÇİN ADAYIM!.."
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, 12 Haziran 2011 tarihinde yapılacak genel seçimlerde milletvekili adaylığı için DİSK Genel Başkanlığı’ndan ayrılmasına ilişkin yaptığı basın toplantısı konuşması:

Sayın Basın Emekçileri, Değerli Arkadaşlarım
Sizlerle  gerek burada, gerek alanlarda, gazlı, panzerli, coplu saldırılar altında, yürüyüşlerde, mitinglerde yıllarca bir araya geldik. Basın toplantıları, basın açıklamaları yaptık. Bütün basın açıklamalarımızın ortak olan bir yanı vardı.

DİSK  olarak, DİSK Genel Başkanı olarak yaptığımız tüm açıklamaların ortak noktası gerçeklerin dile getirilmesi olmuştur.

Korkmadık, yılmadık, susmadık.

Çünkü DİSK kültüründe, geleneklerinde, ilkelerinde ve bizleri bugünlere taşıyan liderlerinden gelen mirasta bu gerçeklik vardır.

Gerçeklerin dile getirilmesinde  ödenecek “bedel” varsa bundan kaçmadık.
Bu dün de böyleydi, bugün de böyledir, yarın da böyle olacaktır.
DİSK’li olmak bunu gerektirir.

Sayın Basın Emekçileri,
Bugün ülkemizde yaşananlarla ilgili olarak sadece bir tek konunun üzerinde duracağım.

Çok önemli ve  ülkemizin geleceği açısından çok tehlikeli gördüğüm bir konuyu dile getireceğim.

Evet bugün Türkiye, “tek parti” ve hatta “tek lider” sultası altında bir felakete doğru sürüklenmektedir. Baskı – korku – tedirginlik – endişe ve güvensizlik had safhadadır. Sanki bir  askeri darbe yaşanmıştır da, toplum onun tedirginliği içindedir.

“Ne oluyoruz”, “nereye gidiyoruz”, “daha neler olacak” kaygıları günlük hayatımızın önemli sorularından olmuştur..

Gazete sayfaları iktidar korkusu ile düzenleniyor. Buna bir tepki olarak kimi gazeteciler köşelerini boş bırakarak veya karartarak, veya topluma “itidal” çağrısı yaparak, gidişattan en basit ifadeyle “endişelerini” dile getirmektedirler…

Hele hele en son tutuklanan gazeteci arkadaşlarımız Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın yaşadıkları şey bu gidişin turnusol kağıdı olmuştur.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz, olmayacaktır.
Biz tarihte  baskı – korku – panik – şiddet dönemlerini çokça gördük, okuduk, izledik. Bunların hepsi sadece askeri darbelerle gerçekleşmemiştir.

Dünyada da Türkiye’de de sivil partilerin baskı dönemleri çok vardır. Sivil liderlerin yıllar süren iktidarları çok görülmüştür. Muhalefetin sindirilerek, engellenerek, komplolarla susturularak iktidarın sürdürüldüğü çok örnek vardır.

İşte durum bu kadar ciddidir.

Yıllar süren telefon dinlemeleri, insanların fişlenmesi, komplo hazırlıkları, bilgisayarlara gönderilen gizli dosyalar, sokakta yakalanan dinleme araçları, video kasetleri, daha yazılmamış kitaplara yapılan yasaklamalar, delillerin karartılması veya değiştirilmesi, medyanın susturulması ve tek elde toplama girişimleri…

Gerçekten de ne oluyoruz? Nereye gidiyoruz?
Bunlar demokratik ülkelerde, hukuk devletlerinde karşılaşılan sorunlar mıdır?
Bunlar olağan şeyler midir? Elbette ki hayır! Kesinlikle HAYIR!

Bu gidişatın adı, bir partinin gittikçe devletleşmesi, otoriter bir yönetim anlayışının yaşamın bütün alanlarında egemen kılınması, bütün kurumların yeniden dizayn edilmesi, muhalefetin, basının, demokratik örgütlenmelerin bastırılarak baskıcı bir yönetimin, bir korku toplumunun oluşturulmasıdır.

Sayın Basın Emekçileri
Yıllardır bağırıyoruz. Bu süreç yeni başlamadı. Her şey yeni olmuyor.

Telefonlarımız dinleniyor. Sadece bugün değil, geçmişte de dinleniyordu, bugün ise artık inanılmaz boyutlara ulaştı. Fakslarımız sendikalardan önce “bir yerlere” gidiyor. Biliyoruz. Yapacak bir şeyimiz yok. Endişelenmiyor muyuz? Tabi ki endişeliyiz.

Biliyorsunuz, 12 Eylül döneminde DİSK yöneticileri yıllarca dava açılmadan hapishanelerde tutuldu. Sendikaları kapatıldı. Üç kişi sokakta yanyana gezemez hale geldi. Arkadaş arkadaşın kapısını çalamaz olmuştu korkudan.

Peki soruyorum?

Bugün sendikalar kapatılmıyor mu? Bizzat İçişleri Bakanlığı istemiyle ÇİFTÇİ SEN, EMEKLİ SEN kapatılmadı mı? GIDA-İŞ ve GENÇ SEN hakkında kapatma davaları açılmadı mı? DİSK üyesi NAKLİYAT-İŞ sendikamızın yöneticileri ve başkanları DİSK Yönetim Kurulu üyesi bir arkadaşımız telefon takipleri sonucu tutuklanmadı mı? Baskı görmedi mi?

Bugün yine insanlar yanyana gelmekten korkuyor, telefonda konuşmaktan çekiniyor, elektronik posta göndermekten korkuyor. Birşey yaptığından korkmuyor, yalan, iftira ve komplo tezgahlarından korkuyor.

Önceki bütün 1 Mayıs’larda bütün kentler yarı açık cezaevlerine dönüştürülmedi mi? 1 Mayıs 2008’de bütün İstanbul sokağa çıkma yasağı altına sokulmadı mı? Boğaz köprüleri kapatıldı, gemiler yanaştırılmadı, 2 bin kişiye yakın işçi, emekçi gözaltına alınmadı mı? Türkiye’nin ikinci büyük işçi konfedarasyonu DİSK günboyu gaz bombalarıyla dövülmedi mi? Gaz ve sis bombaları ile Taksim civarı bütün semtler savaş alanına dönmedi mi? Savaşta bile yasak olan, hastaneler gaz bombalarıyla kavrulmadı mı?

Sadece 8 yıllık süreçte sırf sendikalı olmak, DİSK üyesi olmak için anayasal hakkını kullanan 15 bini aşkın işçi fabrika önlerinde kolluk kuvvetlerinin baskısına uğramadı mı? Daha dün Kocaeli’nde sendikaları için direnen metal işçilerine polis saldırısı yapılıp işçiler hastanelik edilmedi mi?

Arkadaşlar bunlar nerde oluyor? Kaçıncı yüzyılda ve hangi ülkede yaşanıyor bu gerçekler?

Sayın Basın Emekçileri
İşte bu gidişten bizleri rahatsız eden, ülkemiz adına kaygıyla izlediğimiz son derece önemli konular bunlar.

DİSK tecrübeli bir örgüttür. Deneyimli kadrolara sahiptir. İşte bu nedenle yıllardır bu gerçekleri toplumun gündemine taşımaya çalışmaktadır.

Hiçbir gün geç değildir. Yeter ki sorunların üzerine korkmadan gidilsin. “Susma sustukça sıra sana gelecek” diye sokaklarda haykırıyorduk. Tarih ne kadar doğru olduğunu gösterdi.

DİSK olarak dün olduğu gibi, her şart altında, sendikal bir konfederasyon olma bilinciyle baskıya – şiddete – yıldırma ve sindirme politikalarına karşı, özgürlükten, eşitlikten, kardeşlikten, sosyal adaletten, barıştan yana mücadelemizi sürdürmekte kararlıyız.

Sayın Basın Emekçileri, Değerli Arkadaşlarım
Son 4 aydır DİSK yönetim ve başkanlar kurulu olarak ülkemizin her yanını adım addım dolaştık. Bölge temsilcilik kurullarımız ile toplantılar yaptık, üyelerimizi dinledik.

Bu süreci birlikte değerlendirdik. Öte yandan siyasal iktidarın Torba Yasa’ya karşı il, ilçe demeden mücadele ettik, yürüdük, Meclis’e gittik. Kendimizi dinletemedik, yasanın çıkmasını engelleyemedik. İktidar istediğini yaptı. Şimdi gündemlerinde yeni saldırı tezgahları var. İstihdam büroları, bölgesel asgari ücret ve kıdem tazminatlarının gaspedilmesi… Bunları görüyor ve biliyoruz..

Bölge toplantılarından sonra bütün kadrolarımızı Ankara’da topladık; durum değerlendirdik. Ardından Başkanlar Kurulumuz’u topladık.

Önümüzdeki sürece ilişkin üç karar aldık.

1-     AKP iktidarının işçi ve emekçi halk karşıtı ekonomik politikalarına ve özgürlüklere karşı saldırılarının “siyasal teşhiri”,
2-     1 Mayıs 2011’de İşçi Sınıfının Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü’nde İstanbul /TAKSİM’de bu politikaları teşhir etmek için
MİLYONLAR AÇ – MİLYONLAR İŞSİZ
İŞTE SİZİN KAPİTALİST SİSTEMİNİZ
1 MİLYON KİŞİYLE TAKSİMDEYİZ şiarıyla gösteri düzenlenmesi,
3-     12 Haziran 2011’de yapılacak genel seçimlerde, halkın iktidarı yolunda, emekten yana, sol aday ve partilerin desteklenmesi, aktif görev yapılması..

Sayın Basın Emekçileri, Değerli Mücadele Arkadaşlarım
Türkiye’nin sorunları büyüktür. Büyük sorunlar, büyük çabaları göze alarak çözülür. Büyük düşleri gerçekleştirmek büyük fedakarlıklar gerektirir. Gün, büyük toplumsal fedakarlıkları yaratmak için çaba harcama günüdür.

Bütün bu sorunların çözümü, kazanılmış hakların korunması ve demokratik yeni haklara kavuşmak ancak siyasal kazanımlarla sağlanabilir.

Emekçilerin ve yoksul halkımızın her geçen gün karanlığa sürüklendiği bir süreçte siyasal mücadelenin önemi kaçınılmazdır.

***
11 yıldır DİSK Genel Başkanlığı görevini sürdürmekteyim. Çocuk işçiliğinden başlayarak geldiğim sendikal mücadelede bugünkü kimliğim, kişiliğim DİSK’te şekillendi, DİSK’le olgunlaştı.

Sıradan bir sendika üyeliğinden işyeri tesilciliğine, şube sekreterliğinden şube başkanlığına, sendika örgütlenme daire başkanlığından sendika genel sekreterliğine ve genel başkanlığına, DİSK yürütme kurulu üyeliğinden DİSK örgütlenme daire başkanlığına, DİSK genel sekreterliğinden DİSK genel başkanlığına kadar bütün görevlerde bulundum.

Bana DİSK’liliği öğreten liderlerimin izinde üstlendiğim bayrağı, aldığım gibi temiz, lekelemeden, taşıdım. Her sene mezarlarını ziyaret ettiğim Kemal TÜRKLER, Abdullah BAŞTÜRK, Rıza KUAS, İbrahim GÜZELCE, Kemal NEBİOĞLU başkanlarıma yaptıklarım ve yapamadıklarım hakkında kendilerine seslendim.

Hiçbir DİSK’liyi yalnız bırakmadan, veya sendikalı sendikasız hiçbir emekçi mücadelesine, demokrasi, insan hakları ve barış mücadelelerine sırt çevirmeden, yol ortasında terk etmeden, 
ekmek ve özgürlük mücadelesinden bir adım kaçmadan;
Türkiye’nin aydınlık geleceğine olan inancımdan hiç taviz vermeden,
onurla taşıdığım, heyecan ve aşkını hep yüreğimde hissettiğim..
DİSK Genel Başkanlığı görevimi hukuken burada noktalıyorum.

Bu görevlerimi bundan sonra siyasal alanda sürdürmek için ayrılıyorum.

Biraz önce açıkladığım sorunların aşılmasında, emeğin sorunlarının siyasal alanda ve Meclis’te çözümü için çaba harcayacağım. Bu sorunların çözüm yerini ben kişisel olarak iktidara aday CHP safları olarak görüyorum ve CHP’den aday olmak için buradaki görevimden hukuken ayrılıyorum.

Bu noktada şunu da ifade etmek istiyorum: CHP’nin, öncelikle emek ağırlıklı kimliğine uygun, emeğin sorunlarını siyasal alanda da savunacak sendikacılara, emek ve meslek örgütü temsilcilerine, emeği kutsal bir değer olarak yüreğinde hissedenlere listelerinde yer vermesini diliyorum.

Değerli Dostlarım,
Yolum yine eşitliğin, özgürlüğün, kardeşliğin, barışın, sosyal adaletin, sosyal hukuk devletinin gerçekleşeceği, hayatın sarp, engebeli, mücadele dolu günleriyle geçecektir.

Kişiliğimi, kimliğimi borçlu olduğum DİSK’e ve DİSK’lilere bana olan güvenlerinden dolayı bir kez daha huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

4 Mart 2011 Cuma

İstanbul Belediyesi Belediye İş Üyelerini İstifaya Zorluyor


 
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki zorla sendika değiştirme ayıbının ve suçunun son bulmasını istiyoruz!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan Belediye-İş Sendikası üyeleri bir süredir, Anayasaya ve yasalara aykırı şekilde, baskı ve tehditle istifa etmeye ve Hizmet-İş Sendikası'na üye olmaya zorlanmaktadır. Bazı Büyükşehir Belediyesi idarecilerinin de aktif olarak içinde yer aldığı bu operasyon aynı zamanda belediyenin mekânları ve olanakları kullanılarak yürütülmektedir.

Yakın zamanda Orman-İş, Tekgıda-İş, Hava-İş ve Petrol-İş'in karşılaştığı çirkin sendikacılık pratikleri İBB'de de sergilenmekte; işçilerin zorla "yandaş" sendikalara, yönlendirilmesi için işverenler ve bürokratlar seferber olmaktadır.

Türkiye'nin imzaladığı uluslararası sözleşmeler, Anayasa ve çalışma hayatını düzenleyen yasalar işçilerin sendika seçme hakkını güvence altına almışlardır. Anayasamızın 51. maddesinde yer alan "hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz" ifadesi tartışma götürmeyecek netliktedir. Öte yandan Türk Ceza Kanunu'nun 118. maddesi "bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya... zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır"hükmünü içerdiği hatırlanmalıdır. Bazı belediye yetkililerinin, bu kadar açık ifadelerle suç olarak tanımlanmış bir fiili icra etmelerinin hukuki ve siyasi anlamı ve sonuçlan kamuoyu tarafından sorgulanmalıdır.

Daha birkaç ay önce bu ülkenin emekçilerine, özgürlükçü bir anayasa vaat edenlerin; yapılan değişikliklerle sendikal örgütlenmenin önünün açıldığını müjdeleyenlerin, bugün İstanbul Belediyecinde yaşanan durum karşısında söyleyecekleri bir şeyler olmalıdır.

Halkın oylarıyla seçilen, demokratik sistemin kalbinde yer alan kurumlar olan yerel yönetimlerin işçilerin demokratik iradelerine saygı duymamaları kabul edilemez. Siyasi iktidarın ve bürokratların desteğiyle sendikacılık yapanlarınsa "yandaş" sendikacılığın çıkar yol olmadığını, işçi sınıfı tarafından kabul görmeyeceğini bilmeleri gerekir.

Bizler, genel merkezleri İstanbul'da bulunan Türk-İş'e bağlı sendikalar olarak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş'ı, daire başkanları, müdürler ve amirler tarafından sürdürülen hukuk dışı sendika değiştirme baskısını durdurmaya; "tarafsızlığa", "hakkaniyete", "adalete" ve "hukuka saygıya" çağırıyoruz.

Belediye işçilerinin yaşadıkları açık hak ihlallerinin sadece Belediye-İş değil bizlerin de meselesi olduğunun, bu duruma asla seyirci kalmayacağımızın bilinmesini istiyoruz.

Bu amaçla 9 Mart 2011 tarihinde saat: 12.00'de, Büyükşehir Belediyesi önünde gerçekleştireceğimiz kitlesel basın açıklamasına tüm emekçileri ve emek dostlarını davet ediyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.


Deri-İş                         Hava-İş                    Kristal-İş                    Petrol-İş
Musa Servi               AtilayAyçin              Bilal Çetintaş            Mustafa Öztaşkın
Genel Başkan        Genel Başkan            Genel Başkan            Genel Başkan


  TekGıda-İş                   TGS                        TÜMTİS                      TOLEYİS
Mustafa Türkel          Ercan İpekçi              Kenan öztürk              Necati Aktaş
Genel Başkan          Genel Başkan            Genel Başkan            Genel Başkan Yrd.


www.belediyeis.org.tr

3 Mart 2011 Perşembe

Nedim Şener Ve Ahmet Şık Tutuklandı Bu Gazeteciler Kimdir


Nedim Şener ve Ahmet Şık kimdir?

Son Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık, başarılı gazetecilik yaşamlarının yanı sıra AKP ve Cemaati rahatsız edecek nitelikteki kitaplarıyla da dikkat çekiyor.
NEDİM ŞENER
Nedim Şener, son yıllarda en fazla Hrant Dink suikastine dair yaptığı haberler ve yazdığı kitaplarla gündeme geldi. Şener önce “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları”, ardından da “Kırmızı Cuma” kitaplarıyla cinayetin karanlık noktalarının aydınlatılmasına büyük katkı koymuştu.
Şener, büyük bir gazetecilik çalışması olan kitabında hem Emniyet Teşkilatı, hem de Jandarma Komutanlığı’nın Dink cinayetindeki büyük ihmallerini ortaya koyuyor, bunu yaparken büyük oranda “istihbarat savaşları” dediği, Emniyet’in içerisindeki biri Fethullahçı olan iki farklı ekibin birbirini zor duruma düşürmek için açığa çıkardıklarını düşündüğü bilgilerden yararlanıyordu.
İlk Odatv baskını sonrasında eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın devlet içerisindeki Fethullahçı örgütlenme üzerine yazdığı kitabın, Nedim Şener tarafından kaleme alındığı iddiaları gündeme getirilmişti.
Oysa Hanefi Avcı, söz konusu kitapta “Hrant Dink cinayetinin halihazırda çözülmüş olduğunu” savunuyordu. Şener ise kendi kitaplarında bunun tam tersini kanıtlamış ve cinayet tüm devlet mekanizmasının göz yummasıyla gerçekleştiği için meselenin hiçbir zaman tam olarak çözülmeyeceğini öne sürmüştü.
Şener, Dink suikastiyle ilgili ilk kitabı hakkında Emniyet’in yaptığı suç duyurularından dolayı toplam 32,5 yıl hapis cezasıyla yargılanıyor. Söz konusu ceza, son olarak çocuk mahkemesine sevk edilen katil Ogün Samast için şimdiye kadar istenen cezalardan daha fazla.
Gazeteciliğe 1992’de başladı
Ergenekon davası kapsamında evi basılarak arama yapılan ve gözaltına alınan Nedim Şener, profesyonel gazeteciliğe 1992 yılında Dünya Gazetesi'nde başladı. 1994 yılında, Milliyet Gazetesi'nde göreve başlayan Şener, halen aynı gazetede görevine devam ediyor ve Posta gazetesinde köşe yazıları kaleme alıyordu.
Şener, iki senedir Uğur Dündar’ın “Arena” programına da katılıyordu.
Şener’in kitapları:
Tepeden Tırnağa Yolsuzluk (2001)
Naylon Holding (2002)
Uzun Bir Korku İmparatorluğu’nun Çöküşü (2004)
Kod Adı Atilla (2004)
Fırsatlar Ülkesinde Bir Kemal Abi (2006)
Hayırsever Terrorist (2006)
Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları (2009)
Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat (2009)
İşte Hayatım, Uğur Dündar (2010)
Kırmızı Cuma (2011)
Şener’in Ödülleri:
1998, 1999, 2000 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yılın Ekonomi Muhabiri ödülleri.
1998 Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü,
2002 Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü.
2003 yılında Transparency Internatiional (TI)'nın Türkiye ofisi Toplumsal Saydamlık Hareketi Derneği (TSHD) tarafından "Uluslararası Dürüstlük Ödülü" Türkiye adayı seçildi.
2007 yılında Çağdaş Gazeteciler Cemiyeti Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Ödülü kazandı.
2009 yılında da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti "Basın Özgürlüğü" ödülüne layık görüldü.
2010 Yılında Abdi İpekçi Yılın Gazetecilik Ödülü
2010 yılında Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları kitabı nedeniyle Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü verildı.
2010 yılında merkezi Avusturya'da bulunan Uluslararası Basın Enstitüsü (International Press Institute) tarafından dünya genelinde ismi belirlenen 60 "Basın Özgürlüğü Kahramanı" arasında yer aldı. Dünyanın değişik ülkelerinden 60 Basın Özgürlüğü Kahramanı listesinde Türkiye'den Abdi İpekçi ve Hrant Dink'in ismi de yer alıyor.
AHMET ŞIK:
Ahmet Şık, on yıllardır süren profesyonel gazetecilik yaşamını, akademik alanda da sürdürüyordu. Bugünkü operasyonda Şık’ın Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri bölümündeki odası da basıldı.
1970 Adana doğumlu olan Şık, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Şık, 1991-2007 yılları arasında sırasıyla Milliyet, Cumhuriyet, Evrensel, Yeni Yüzyıl ve Radikal gazeteleri ile Nokta dergisinde muhabir ve Reuters’te foto muhabir olarak çalıştı.
Ahmet Şık’ın profesyonel gazetecilikten akademiye kaymasının en büyük sebebi, yürüttüğü sendikal faaliyetten dolayı patronların Şık’ı medyadan aforoz etmeleri oldu.
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) üyesi olan Şık, çok sayıda haftalık ve aylık dergi ve günlük gazete ile bazı sivil toplum örgütlerinin yayınlarında insan hakları, gazetecilik ve meslek etiği konularında yazılar kaleme aldı.
Ahmet Şık, Nisan 2010’da Radikal gazetesi muhabiri tecrübeli gazeteci Ertuğrul Mavioğlu’yla birlikte Ergenekon operasyonları üzerine “Kırk Katır Kırk Satır” başlıklı iki ciltlik bir çalışma yayınlamıştı. Türkiye’deki kontrgerilla faaliyetlerinin geçmişini de bugünden bakarak ele alan kitap, operasyonun başlangıcında operasyona destek veren gazetecilerin, giderek süreçte kuşku duymaya ve bunun belli bir kesimi tasfiye amacıyla da kullanıldığını düşünmeye başladıklarını ortaya koyuyordu.
Ahmet Şık son olarak Emniyet'teki cemaat örgütlenmesi üzerine bir kitap yazmıştı. Söz konusu kitap yayınlanmak üzereydi.
Şık’ın kazandığı ödüllerden başlıcaları:
Bülent Dikmener Haber Ödülü (1994)
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Fotoğraf Ödülü (1995)
Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü (2001-2002-2007)
Çağdaş Gazeteciler Derneği Haber Ödülü (2002-2003-2005)
(soL - Haber Merkezi)